Gönderen Konu: BÜYÜK TÜRK ATATÜRK.  (Okunma sayısı 331 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Metin GÖRGÜLÜ

  • Uye
  • *****
  • İleti: 686
  • Karma: +0/-0
  • yelkili
BÜYÜK TÜRK ATATÜRK.
« : 20 Ağustos 2010, 10:19:05 »
27 Mart 1923 tarihinde Ankara Nüfus Müdürlüğünce verilen nüfus cüzdanına   göre, Boy: Orta, Saç: Sarı, Kaş: Sarı, Göz: Mavi, Burun: Adeta, Ağız:   Adeta, Bıyık: Sarı, kesik, Sakal: Tıraş, Çene: Uzunca, Çehre: Uzunca,   Renk: Beyaz, Alamet-i farika-i tabiiye: Tam, İsim ve şöhreti: Müşir Gazi   Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Tarih ve mahall-i veladeti: Selanik,   1296, Pederinin ismiyle mahall-i ikameti: Tüccardan müteveffa Ali Rıza   Efendi, Validesinin ismiyle mahall-i ikameti: Müteveffiye Zübeyde   Hanımefendi, Sanat ve sıfat ve hizmet ve intihab selahiyeti: TBMM Reisi   ve Başkumandan, Müteehhil ve zevcesi müteaddid olup olmadığı: Bir   zevcesi vardır, Derecat ve sunuf-ı askeriyesi: Müşir, İkametgâh ise Hacı   Bayram Mahallesi 161/1 idi. [1]

Yeni alfabesinin kabulünden   sonra yenilenmiş nüfus cüzdanlarından "993.814-B seri ve 51 sıra   numaralı" cüzdanda adı: Kemal, soyadı Atatürk, "993.815-B seri ve 51   sıra numaralı" cüzdanda adı Kamal, soyadı Atatürk, Meslek ve İçtimai   vaziyeti: Reisicumhur, Medeni hali: Evli değildir


Çocukluk ve   gençlik yılları (1881 - 1905)
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde   Selanik, Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi (Apostolu Pavlu   Caddesi No: 75, Aya Dimitriya Mahallesi, Selanik, Yunanistan)'nde bugün   müze olan 3 katlı ve 3 odalı ve pembe boyalı evde doğdu.[2] 1839'da   Kocacık'ta doğduğu sanılan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır'a bağlı   Debre-i Bâlâ (Yukarı Debre)'dandır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve   kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la   evlendi. Bu çiftin Fatma (1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer   (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan,   Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu.[3]   Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken, o senelerde salgın   olan kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler. En   küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal'in Harp Okulu'nu bitirdiği sene,   oniki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule   Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.


Eğitim Hayatı
Öğrenim   çağına gelen Mustafa, annesinin isteğiyle Hafız Mehmet Efendi'nin   mahalle mektebinde öğrenime başladı, daha sonra babasının isteğiyle   Mektebi Şemsi İbtidai (Şemsi Efendi Mektebi)'ne geçti. Bu sırada   babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde Hüseyin dayısının   yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada   Zübeyde Hanım, Selânik'te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi.

Şimdi   müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'ndeki ev 1870'de   Rodoslu müderris Hacı Mehmed Vakfı tarafından yaptırılmış ve 1878'de   yeni evlenen Ali Rıza Bey tarafından kiralanmıştır. Ancak o öldükten   sonra Mustafa ve ailesi bu evden yanındaki 2 katlı, 3 odalı ve mutfaklı   daha küçük eve taşınmışlardır.[4]


Kız kardeşi Makbule Hanım,   annesi Zübeyde Hanım ve AtatürkMustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne   kaydoldu ve 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi'ne girdi. Bu okulda   Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey "Kemal" adını   ilave etti. Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey (Yücekök),   özgürlük düşüncesiyle genç Mustafa Kemal'in düşünce yapısına etkiledi.   Mustafa Kemal Kuleli Askerî İdadisi'ne girmeyi düşündüyse de ona   ağabeylik yapan Selânikli bir subay Hasan Bey'in tavsiyesine uyarak   Manastır Askerî İdadisi'ne kaydoldu. 1896-1899 yıllarında okuduğu   Manastır Askerî İdadisi'nde Tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey   (Bilge), Mustafa Kemal Efendi'nin tarih'e olan merakını güçlendirdi.[5]   1899'da İstanbul'da Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Harp Okulu)'na girerek   1902'de Mülazım (Teğmen) rütbesiyle piyade sınıf sekizincisi (1317 - P.   olarak mezun oldu. Akabinde Erkan-ı Harbiye Mektebi (Harp Akademisi)'ne   devam etti ve 11 Ocak 1905'te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.[6]


Atatürk'ün   doğum tarihi

"Atatürk'ün evi" (Apostolu Pavlu Cad. No: 75, Aya   Dimitriya Mah., Selanik)Atatürk'ün kesin doğum tarihi bilinmemektedir.   Kendisi de bilmiyordu. Gregoryen takvimi 26 Aralık 1925'ten sonra   Türkiye'de kullanılmaya başlanmıştır, doğum tarihi konusundaki   karışıklık ise Osmanlı döneminde kullanılan iki takvimden doğmuştur. Bu   dönemde kullanılan Hicri takvim ve Rumi takvimin ortak noktaları,   Atatürk'ün kaydedilen doğum yılı olan 1296'nın yanında hicri veya rumi   olduğunun belirtilmemesi, gregoryen takvimde ay ve yıla bağlı olarak   1880 veya 1881 yılından hangisine denk geldiğinin kesin olarak   bulunmasını zor hale getirmiştir. [7] Faik Reşit Ünat araştırmaları   sırasında Zübeyde Hanım'ın Selanik'teki komşularını ziyaret etmiş ve bu   konuda sorular sormuştur. Aldığı cevaplar çelişmektedir, bazı komşular   Atatürk'ün bir ilkbahar gününde doğduğunu söylerken bazı komşular ise   kış günü (ocak veya şubat) olduğunu iddia etmişlerdir. Atatürk'ün   kendisi, annesinin ona bir bahar gününde doğduğunu söylediğini, kız   kardeşi Makbule Atadan ise annesinin ona Mustafa Kemal'in fırtınalı bir   gecede doğduğunu söylediğini ifade etmişlerdir. Enver Behnan Şapolyo   Zübeyde Hanım'ın 23 Kânunievvel 1296'da doğduğunu söylediğini belirterek   Atatürk'ün 23 Aralık 1880'de doğduğunu öne sürmüş, Şevket Süreyya   Aydemir ise bu tarihin 4 Ocak 1881 olduğunu iddia etmiştir. Şişli   Atatürk Müzesi'nde gösterimde bulunan Atatürk'ün son nüfus cüzdanının   üzerinde doğum tarihi kısmında 1881 görülebilir haldedir.[7] 1882   doğumlu olan Ali Fuat Cebesoy Şişli'deki evinde kensidinin Rauf Bey'le   ben senin ağabeyin sayılırız. Çünkü ikimiz de senden birer yaş büyüğüz   diye konuştuğunu kaynak göstererek "1881 tevellütlü" olduğunu   yazmıştır.[8]

Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı kabul edilen 19   Mayıs tarihinin Atatürk'ün doğum günü olarak kabulü tarihçi Reşit   Saffet Atabinen'in bir jestinin sonucudur. Atabinen'in ulusun doğuşu   üzerine yaptığı bir jest 19 Mayıs'ın önemini iyi şekilde yansıttığı için   Atatürk'ün takdirini kazanmıştır. İzleyen günlerde bir öğretmenin,   planladıkları “Gazi” günü için Atatürk'ün doğum gününü sorması üzerine   Atatürk tam tarihi bilmediğini söylemiş ve Gazi Günü için 19 Mayıs'ı   önermiştir. Tevfik Rüştü Aras, Atatürk ile yaptıkları günler süren bir   araştırmadan sonra doğum tarihi aralığını 10 Mayıs ve 20 Mayıs arasına   daralttıklarını söyler. Atatürk bu araştırmadan sonra “neden 19 Mayıs   olmasın” demiştir. Bu tarih resmi olarak halka ve diplomatik kanallarca   diğer ülkelere bildirilmiştir. Ancak bu tarih ilginç bir durum   yaratmıştır, 1881 yılının 19 Mayıs günü, Rumi takvimde 1297 yılına denk   gelmektedir, ancak kaydedilmiş doğum tarihi Rumi 1296 yılıdır. Rumi 1296   yılı 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasında sürmüştür, bu sebeple   alternatif olarak Atatürk'ün doğum tarihi 19 Mayıs 1880 olabilir. Bu   sebeplerle ne tarih ne de yıl genel kabul görmemiştir. Mustafa Kemal   Derneği eski başkanı Muhtar Kumral 13 Mart 1958'deki bir basın   konferansında Atatürk'ün doğum tarihini Atatürk'ün kız kardeşi Makbule   Atadan'ın sözlerine dayanarak 13 Mart 1881 olarak belirlediklerini   söylemiştir. Ancak Gregoryen 13 Mart 1881, Rumi 1 Mart 1297'ye denktir,   Atatürk'ün doğum yılı ise 1296 olarak kayda geçmiştir, bu sebeple   geçerlilik iddiası zan altındadır.[7]

Atatürk'ün Rumi 1296'da   doğduğuna ilişkin kayıt bulunsa da, Atatürk'ün doğum gününü net olarak   söyleyebilmek için gerekli miktarda kayıt bulunmamaktadır. Atatürk'ün   doğum günü Gregoryen 1880 veya 1881'e denk geliyor olabilir. Atatürk'ün   doğum günü, kendi onayıyla resmi olarak 19 Mayıs olarak belirlenmiştir.   Bu gün Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olması sebebiyle önem verdiği   bir gündür.[7] Köşe yazarı Yılmaz Özdil, kesin bilgi bulunmamasını   eleştirmiştir.[9]


Erken Meslek Hayatı, 1905-1914

Şam'da   staj ve İttihat ve Terakki Cemiyeti
1905-1907 yılları arasında   Şam'da Lütfi Müfit Bey (Özdeş) ile birlikte 5.Ordu emrinde görev yaptı.   1906 Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve   askerî tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte 'Vatan ve Hürriyet'   adlı bir cemiyeti kurduktan sonra ordu'dan izinsiz Selânik'e gitti.   Selânik Merkez Komutan Muavini Yüzbaşı Cemil Bey (Uybadın)'in yardımıyla   karaya çıktı ve orda cemiyetinin şubesini açtı. Bir süre sonra   arandığını öğrendi ve ona ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa'ya dönüp   oranın komutanı Ahmet Bey'e Mısır sınırında Bîrüssebi'ye gönderildiğini   birdirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal Bey'i Bîrüssebi'ye   tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam'a   gönderildi.[10] 20 Haziran 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13   Ekim 1907'de 3.Ordu'ya atandı.[6] Ancak Selânik'e vardığında 'Vatan ve   Hürriyet'in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ilhak edildiğini   öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki   Cemiyeti'ne üye oldu (Üye numarası: 322)[11]. 22 Haziran 1908'de Rumeli   Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliğine atandı.[6] Bu siyasi görevin   yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında   yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek   askerlere modern taktikler öğretti. Bu tatbikat süresince isyancı bir   şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilere örnek   olması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de   kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek asker ordusu planlamaya   başladı.[12]


Hareket Ordusu (1909)

Picardie   Manevralarına katlan davetli gözlemci subayları arasında (Sağdan   dördüncü: Mustafa Kemal Bey, Fransız Albay Hirschauer'un açıklamasını   dinlerken)13 Ocak 1909'da 3.Ordu'ya bağlı Selânik Redif Fırkası'nın   Kurmay Başkanı oldu ve 13 Nisan 1909'da Meşrutiyete karşı başlayan 31   Mart Hadisesi'ni bastırmak üzere Selânik ve Edirne'den yola çıkarak   Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909'da İstanbul'a   girecek olan Hareket Ordusu'na bağlı birinci kademe birliklerinin   kurmayı başkanı oldu. Daha sonra 3.Ordu Kurmaylık, 3.Ordu Subay   Talimgâhı Komutanlık, 5.Kolordu Kurmaylık, 38.Piyade Alay Komutanlık   görevlerinde bulundu.[6][13]

Mustafa Kemal Bey, dönüşünün   ardından 27 Eylül 1911'de İstanbul'da Genelkurmay Karargâhında görev   aldı.


Trablusgarp Savaşı, 1911-1912

Trablusgarp   Savaşı'nda, Mustafa Kemalİtalyanların Trablusgarp'a saldırısıyla 29   Eylül 1911'de başlayan Trablusgarp Savaşı'nda, Mustafa Kemal Bey de   diğer İttihatçı arkadaşlarıyla birlikte 18 Ararlık 1911'de Bingazi'ye   hareket etti. Bu arada 27 Kasım 1911'de Binbaşı oldu.[6] Tobruk   yakınında küçük bir zaferi kazandıktan sonra 11 Mart 1912'de Derne   Komutanlığına getirildi.



Balkan Savaşları, 1912-1913
Mustafa   Kemal Bey Balkan Savaşı'nın patlak vermesiyle 24 Ekim 1912'de   İstanbul'a hareket etti ve 24 Kasım 1912'de karahgâhı Bolayır'da bulunan   Bahr-i Sefit Boğazı (Akdeniz Boğazı) Kuvayi Mürettebesi Harekât Şubesi   Müdürlüğüne atandı. General Stilian Georgiev Kovachev komutasındaki   Bulgar 4. Ordusu tarafından yenildi. Haziran 1913'de başlayan İkinci   Balkan Savaşı'nda Dimetoka ve Edirne'ye girdi.


Atatürk; Sofya   Ataşemiliteri iken, verilen kostümlü baloya yeniçeri kıyafeti ile   gitmiş ve etrafında derin bir hayranlık uyandırmıştır
Askerî Ataşe   Dönemi, 1913-1914
27 Ekim 1913'te Sofya Askerî Ataşesi'ne atanarak   yakın arkadaşı Sofya Sefiri (Elçisi) Fethi Bey (Okyar)'in altında   çalıştı. Ek görev olarak Belgrat ve Çetine Askerî Ataşeliğini de   yürüttü. Bu görevde iken 1 Mart 1914'te Kaymakam (Yarbay)lığa   yükseldi.[6] Savaştan sonra Harbiye Nazırı General Kovachev'in kızı   Dimitrina (Miti) Kovacheva'ya yanaşarak General'in de güvenini kazanmayı   başardı.[14]


Mustafa Kemal Bey'in Sofya'ya geldiği günlerde   Bulgar siyasi yaşamı çok hareketliydi. Sobranya (Bulgar Parlamentosu)   için yapılan seçimler iktidardaki Radoslovov'un partisi için başarısız   geçmiş ve iktidar partisi parlamentoda sandalye kaybetmişti. Kabine   kurma görevinin, parlamentoda çoğunluğa sahip olmamasına rağmen yeniden   Radoslovov'a verilmesi gibi siyasi olaylar Atatürk'ü derinden   etkilemiştir.[kaynak belirtilmeli]


Birinci Dünya Savaşında   Hizmetleri, 1914-1918
Daha çok bilgi için: Osmanlı Cephesi (Birinci   Dünya Savaşı)
Askerî Ataşe görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada   28 Temmuz 1914'de I.Dünya Savaşı başladı, 29 Ekim 1914'de Osmanlı   Devleti de savaşa girdi. 20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal Bey 3.Kolordu   emrinde Tekfurdağı'nda kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı.[6]

30   Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde   yürürlüğe girdi. Mondros Mütarekenamesi 19.maddesi gereğince, Yıldırım   Orduları Grubu kumandanı olan Liman von Sanders Paşa'nın görevden   alınması üzerine "Fahri Yaver Hazreti Şehriyari" Mustafa Kemal Paşa bu   göreve getirildi. Ancak 7 Kasım'da Yıldırım Orduları Grubu ile 7.Ordu   lağvedildi.[15]

10 Kasım'da Yıldırım Kıt'aatının komutasını   2.Ordu Komutanı Nihat Paşa'ya bırakarak Adana'dan İstanbul'a hareket   etti ve 13 Kasım'da İstanbul'a Haydarpaşa Garı'na ulaştı. Fethi Bey   (Okyar) ile birlikte Ahmet İzzet Paşa (Furgaç) yanlısı ve Ahmet Tevfik   Paşa (Okday) karşıtı bir tavrı koyan 'Minber' gazetesini çıkararak   siyasi girişimlerde bulundu.


Milli Mücadele dönemi (1919 -   1923)
Daha çok bilgi için: Türk Kurtuluş Savaşı

Gazi Mustafa   Kemal Paşa
Örgütlenme Dönemi, Mayıs 1919 - Mart 1920
Mondros   Mütarekesi'nden sonra Anadolu'da milisler (Kuvayı Milliye) şeklinde   örgütlenen direniş hareketleri başladı. "Fahri Yaver Hazreti Şehriyari"   Mustafa Kemal Paşa, Padişah VI.Mehmet (Vahdettin) tarafından olağanüstü   yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)'yi "Büyük   Ermenistan" ve "Bağımsız Kürdistan" projelerinden korması için   görevlendirildi. 19 Mayıs 1919'da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik),   'Ayıcı' Mehmet Arif Bey, Hüsrev Bey (Gerede)lerle beraber Samsun'a   çıktı.


22 Haziran 1919'da Rauf Bey (Orbay), Kâzım Karabekir   Paşa, Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte Amasya'da   yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve   kararının kurtaracağını" ilan etti. Kâzım Karabekir Paşa tarafından   Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum   Kongresi) katıldı. Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa   etti ve Kongre başkanlığına seçildi[kaynak belirtilmeli]. 4 - 11 Eylül   1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi'ni toplayarak ulusal direnişi   yönetecek olan siyasi yapılaşmayı kurdu. 27 Aralık 1919'da Ankara'da   heyecanla karşılandı. Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın Mart 1920'de işgal   güçlerince basılması ve önde gelen vatanperverane mebusların   tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet   Meclisi'nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve   Hükûmet Başkanlığına seçildi. T.B.M.M., bir kurucu meclis gibi çalışarak   Milli Mücadele'yi yürütecek olan Anadolu hükûmetinin altyapısını kurdu.


Hâkimiyetin   sağlanması, Mart 1920 - Mart 1922

24 Mart 1923 tarihli Time   dergisinin kapağı
Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'de.(26   Ağustos 1922)Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yı Milliye örgütleri   dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele'nin en kanlı   çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yı Milliye   gruplarına karşı verildi. (Bak. Çerkez Ethem Bey).

Ulusal   direnişin yayılması ve Sevr Antlaşması'nın direnişle karşılaşması   üzerine İtilaf Devletleri, Yunan ordusunu Anadolu'nun içlerine   sürdü.[kaynak belirtilmeli] Yunan ordusu İsmet Bey kumandasındaki   düzenli birliklerce I.İnönü (6-10 Ocak 1921) ve II. İnönü (23 Mart-1   Nisan 1921) Muharebelerinde geri çevrildi. Ancak Yunanlılarının   Karahisar istikametinden büyük hücumunun yapılacağını tahmin edemeyerek   Kütahya-Eskişehir (10-24 Temmuz) Muharebelerinde 4. Fırka Kumandanı   Yarbay Mehmet Nâzım Bey'in şehit düşmesi gibi ağır şekilde mağlubiyete   uğradı ve Sakarya nehrinin doğusuna çekilmek zorunda kaldı.

Kütahya-Eskişehir   Muharebeleri sonrasında Büyük Millet Meclisi içinde iktidara yani   Mustafa Kemal Paşa'ya karşı tepkiler artmaya başladı. Bu muhalefeti   yöneltenler ordunun başına geçmesi için Mustafa Kemal Paşa'ya baskı   yapmaya başladılar. Gerçek niyetleri ise O'nu Ankara'dan uzaklaştırmak   ve Enver Paşa'nın iktidarını sağlamaktı.Mustafa Kemal Paşa,4 Ağustos   1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayla başkumandan olmayı   kabul ettiğini ancak başkumandanlığının faydalı olabilmesi için   Meclis'in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle kendisinde   toplayacak bir kanun çıkartılması gerektiğini açıkladı.Paşa'nın   başkumandanlığını isteyenlerin bu şekilde hayalleri suya düşürülmüş   oldu.5 Ağustos 1921 günü oybirliği ile çıkartılan yasa ile Mustafa Kemal   Paşa,TBMM Orduları Başkumandanlığı'na getirildi.[16]

Mustafa   Kemal Paşa,Başkumandanlığa geçmesinin hemen ardından yayınladığı   Tekalif-i Milliye Emirleri ile halkı ordunun donatılması için   seferberliğe çağırdı.12 Ağustos'ta Polatlı'da teftiş yaparken attan   düştü ve kaburga kemiği kırıldı. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde   yapılan Sakarya Meydan Muharebesi'nde Yunan Ordusu'nun hücum gücü   tükendi. Bu zaferden sonra 19 Eylül 1921'de Büyük Millet Meclisi   Başkumandan Mustafa Kemal Paşa'ya Müşir rütbesi ve Gazi unvanı verdi.

Sakarya   Zaferi'nden bir yıl sonra ,26 Ağustos 1921 sabaha karşı saat 5.30'da   Afyon'un güneyinden başlayan topçu ateşiyle Büyük Millet Meclisi   Orduları,Yunan kuvvetlerine karşı Büyük Taarruz'u başlattı. Yunan   Cephesi bu taarruz ile yarıldı ve Dumlupınar Ovası'na atılan düşman   kuvvetleri 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar Meydan Muharebesi sonucunda   imha edildi. Bu muharebede Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa ordunun   başında bizzat savaşa katıldığı için Dumlupınar Meydan   Muharebesi,Başkumandanlık Meydan Savaşı olarak da anılmaktadır. 9 Eylül   1922'de İzmir'in kurtuluşu ve Yunan Ordusu'nun imha edilmesiyle "Büyük   Zafer" kazanılmış oldu.


Barışın sağlanması
Kurtuluş   Savaşı, 24 Temmuz 1923'te İsviçre'nin Lausanne (Lozan) kentinde   imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Bu antlaşma ile Sevr   Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması   temelleri üzerine kurulmuştur.


Saltanatın Kaldırılması
Milli   Mücadele sonrasında Türkiye'de iki başlı bir yönetim ortaya   çıkmıştı.[kaynak belirtilmeli]. TBMM 1 Kasım 1922'de Osmanlı saltanatını   lağvedip Vahdettin'i tahttan indirerek İstanbul hükümetinin hukuki   varlığına son verdi. 16 Ocak 1923'te İzmit Hünkâr Kasrı'nda İstanbul'dan   gelen gazetecilerle mülakat yapıldığında Vakit başyazarı Ahmet Emin Bey   (Yalman)'in Kürt meselesi hakkında sorusuna karşı 'Başlı başına bir   Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince   zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir' diyerek Kürtlere   özel statü tanımamak için ihtiyatlı davrandı[17].
METİN GÖRGÜLÜ
1969  İZMİR

YELKİ KÖYÜ AVCILAR VE ATICILAR DERNEĞİ
                                1958

Avcılık Av Köpekleri Av Avcı

BÜYÜK TÜRK ATATÜRK.
« : 20 Ağustos 2010, 10:19:05 »
akgün av köpekleri

Çevrimdışı Metin GÖRGÜLÜ

  • Uye
  • *****
  • İleti: 686
  • Karma: +0/-0
  • yelkili
Ynt: BÜYÜK TÜRK ATATÜRK.
« Yanıtla #1 : 20 Ağustos 2010, 10:21:19 »
Türkiye   Cumhuriyeti'nin ilanı, 29 Ekim 1923
8 Nisan 1923'te yayımlanan Dokuz   Umde ile Gazi Mustafa Kemal yeni rejimin temelini oluşturacak olan Halk   Fırkası'nın temellerini attı. Nisan ayında yapılan İkinci Meclis   seçimlerine sadece Halk Fırkası'nın katılmasına izin verildi. Mebus   adayları fırkanın genel başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal tarafından   belirlendi.

25 Ekim 1923 günü aynı anda hem Başbakanlık hem de   İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüten Fethi Bey,İçişleri Bakanlığını   bıraktığını açıkladı. Aynı gün Meclis İkinci Başkanlığı görevini yapan   Ali Fuat Paşa'da ordu müfettişliğine atandığı için görevinden ayrıldı.   Bu iki boş koltuk için yapılan seçimleri Gazi Mustafa Kemal'e muhalif   olan milletvekilleri kazandı. Meclis İkinci Başkanlığına Rauf   Bey,İçişleri Bakanlığına Sabit Bey seçildiler. Bu durumdan hoşnut   olmayan Gazi Mustafa Kemal,26 Ekim 1923'te Başbakan Fethi Bey'den   "Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili" Fevzi Paşa'nın dışında   hükümetin istifa etmesini ve istifa edenlerin yeniden seçilirlerse   görevi kabul etmemesini istedi. Böylece bir hükümet krizi yaratılmış   oldu. Yeni bakanlar kurulu üyelerinin 29 Ekim günü seçileceği duyuruldu.

Bu   gelişmeler üzerine "Cumhuriyet İlanı" ile işi kökünden çözmeye karar   veren Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya'da İsmet Paşa ve   bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz."   diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet   Paşa'yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda gerekli   değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. 29 Ekim 1923 Pazartesi   günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması   konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal'den   düşüncelerini açıklaması istendi. Gazi Mustafa Kemal, bunalımdan çıkış   yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetin   ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu. Tasarının parti   grubunda kabulünden sonra aynı akşam saat 18.00'de TBMM Genel kurul   toplantısı başladı. Anayasa Komisyonu'nun değişiklik ile ilgili rapor ve   önergesi genel kurulun onayına sunuldu ve 29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı   saat 20.30'da milletvekillerinin alkışları ve "Yaşasın Cumhuriyet"   sadâları ile Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Hemen ardından geçilen   cumhurbaşkanlığı seçiminde oylamaya katılan 158 milletvekilinin   tamamının oyları ile Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal,Türkiye   Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.[18]


Cumhurbaşkanlığı   Dönemi, 1923-1938

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Gazi   Mustafa Kemal Atatürk,TBMM'den çıkarken (29 Ekim 19301924 Anayasası   gereğince [19] TBMM 29 Ekim 1923'teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra   üç defa daha (1927, 1931, 1935 yıllarında) Gazi Mustafa Kemal'i tekrar   cumhurbaşkanlığına seçti. 1927'de kabul edilen CHF Tüzüğü ile Gazi   Mustafa Kemal partinin "değişmez genel başkanı" ilan edildi ve   milletvekili adaylarını seçme yetkisi, kaydı, hayatı boyunca kendisine   tanındı.

Gazi Mustafa Kemal sık sık yurt gezilerine çıkarak   devlet çalışmalarını yerinde denetledi. Ancak 1918 yılından sonra hiçbir   resmi veya özel ziyaret için yurt dışına çıkmadı.

15-20 Ekim   1927 tarihleri arasında Ankara'da toplanan CHF ikinci kurultayında   Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan Nutuk'u (Söylev)   okudu.[20] Kurtuluş Savaşı'nın Gazi'nin bakış açısıyla anlatımını içeren   Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Mücadeleye ilişkin resmi görüşünün   esasını oluşturur ve Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte   başlatan ve yürüten askerî ve siyasi şeflere karşı (Rauf, Karabekir,   Refet Bele, Mersinli Cemal Paşa, Cafer Tayyar Eğilmez, "Sakallı"   Nurettin Paşa, Celalettin Arif Bey vb.) bir polemik niteliği de   taşır.[21]

29 Ekim 1933'te Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa   Kemal,Türkiye Cumhuriyeti'nin onuncu kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı   konuşmada ülkenin kuruluş temelini ve gelecek vizyonunu yalın bir dille   tüm dünyaya ve Türk Milleti'ne anlatmıştır..[22]


Atatürk'ün   cumhurbaşkanlığı döneminde kurulan hükümetler
Atatürk'ün   cumhurbaşkanlığı döneminde (1923-1938) üç kişi başbakanlık yapmıştır. Bu   isimler İsmet İnönü, Fethi Okyar ve Celal Bayar'dır. Bu dönem içersinde   en fazla süre görevde kalan ve en fazla hükümet kuran isim (tam yedi   hükümet kurmuştur) İsmet İnönü'dür. Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı   süresince kurulan hükümetler şöyledir:


Atatürk, İsmet İnönü   ile birlikte
Cumhurbaşkanı Atatürk Başbakan Celal Bayar ile   birlikteI. İnönü hükûmeti (30.10.1923 - 06.03.1924)
II. İnönü   hükûmeti (06.03.1924 - 22.11.1924)
Fethi Okyar hükûmeti (22.11.1924 -   03.03.1925)
III. İnönü hükûmeti (03.03.1925 - 01.11.1927)
IV.   İnönü hükûmeti (01.11.1927 - 27.09.1930)
V. İnönü hükûmeti   (27.09.1930 - 04.05.1931)
VI. İnönü hükûmeti (04.05.1931 -   01.03.1935)
VII. İnönü hükûmeti (01.03.1935 - 01.11.1937)
I. Celal   Bayar hükûmeti (01.11.1937 - 11.11.1938)

Atatürk'ün   cumhurbaşkanlığı döneminde dış politika
1930'lu yıllarda Balkan   ülkelerinde yaygınlaşan revizyonist siyasi görüşlere karşı Atatürk   "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle karşı çıkarak, Birinci Dünya   Savaşı ertesinde Neuilly ve Lozan antlaşmalarıyla kurulan uluslararası   statükoyu savundu.[kaynak belirtilmeli]. 1930 yılında Yunan başbakanı   Elefterios Venizelos'u Türkiye'ye davet ederek Milli Mücadele'nin   düşmanı Yunanistan'la barışın temellerini attı. 1934'de Venizelos   tarafından Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi (Ancak Nobel Ödül   Komitesi değerlendirmeye almadı).

Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı   dönemindeki dış politika konularını şu şekilde sıralayabiliriz:

Irak   sınırı ve Musul sorunu
Nüfus mübadelesi
Türkiye'nin Milletler   Cemiyeti'ne girişi (18 Temmuz 1932)
Balkan Antantı (9 Şubat 1934)
Montrö   Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
Hatay   Sorunu

Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde inkılaplar ve iç   politika
Daha çok bilgi için: Atatürk İnkılapları

Atatürk,CHP   IV.Kurultayı'nda,(Mayıs 1935)Gazi Mustafa Kemal, kendi deyişiyle   Türkiye'yi "muasır medeniyet seviyesine çıkarmak" amacıyla bir dizi   radikal dönüşüme imza attı. Söz konusu düzenlemeler başlangıçta   Osmanlıca "reform" veya "dönüşüm" anlamına gelen "inkılap" adıyla   anıldılar. 1960'lı yıllarda, inkılap karşılığı olarak Öztürkçe "devrim"   kelimesi kullanıldı. Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra,   "devrim", kanlı bir düzen değişikliğini (Fransızca: révolution) ve sol   dünya görüşünü çağrıştırdığı gerekçesiyle resmi kullanımda yeniden   "inkılap" sözcüğü benimsendi.[kaynak belirtilmeli].


Siyasal   alanda inkılaplar
Halifelik ve saltanatın birbirinden   ayrılması,Osmanlı saltanatının kaldırılması ve Osmanlı Devleti'nin   hukuki varlığının sona ermesi (1 Kasım 1922).
Cumhuriyetin ilanı (29   Ekim 1923).
Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı   mensuplarının yurt dışına çıkarılması (3 Mart 1924).
Devletin dinine   ilişkin maddenin anayasadan çıkartılması ve Laiklik ilkesinin anayasaya   eklenmesi (1928)
Atatürk İlkeleri'nin tamamının anayasaya girmesi (5   Şubat 1937)

Toplumsal alanda inkılaplar

Gazi Mustafa   Kemal'in Atatürk soyadını aldıktan sonraki imzasıŞapka Kanunu (25 Kasım   1925)
Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım   1925)
Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde   (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması
Soyadı Kanunu (21 Haziran   1934)
Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanlarin kullanımının   yasaklanması (26 Kasım 1934)
Uluslararası saat, takvim ve uzunluk   ölçülerinin kabulü (1925-1931)

Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal   Latin alfabesini tanıtıyor, Kayseri, 20 Eylül 1928
Hukuk alanında   inkılaplar
İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924)
İsviçre   Medeni Kodundan çevrilerek hazırlanan Medeni Kanun'un kabulü (1926).
İtalyan   Ceza Kanunu'ndan çevrilerek hazırlanan Türk Ceza Kanunu'nun kabulü   (1927).

Eğitim ve kültür alanında inkılaplar
Öğretimin   Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile devlete bağlı   olmayan ilköğretim kurumlarının kapatılması (3 Mart 1924)
Yeni Türk   harflerinin kabulü ve arap alfabesiyle her türlü yayın ve eğitimin   yasaklanması (1 Kasım 1928)
Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması   (1932)
Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisinin benimsenmesi (1932-1938)
Darülfünun'un   kapatılıp İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden kurulması (31 Mayıs   1933)

Çok partili demokrasi denemeleri

Atatürk, bir   vatandaşın derdini dinlerken
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1925
Daha   çok bilgi için: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Cumhuriyetin   ilanından sonra, Milli Mücadeleyi başlatan beş kişilik kadronun Mustafa   Kemal dışındaki dört üyesi (Rauf Bey, Karabekir Paşa, Refet Paşa ve Ali   Fuat Paşa) muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı   kurdular. 1925 Martı'nda çıkan Genç Hâdisesi (Şeyh Sait İsyanı, Doğu   İsyanı) üzerine sıkıyönetim ilan edilerek TpCF kapatıldı. Partinin lider   kadrosu tutuklanarak önde gelenleri idam edildi.


Serbest   Cumhuriyet Fırkası, 1930
Daha çok bilgi için: Serbest Cumhuriyet   Fırkası
12 Ağustos 1930'da İsmet Paşa'nın hükûmetine alternatifleri   sunmak amacıyla çok partili demokratik hayata kavuşmak için Gazi Mustafa   Kemal Paşa'nın yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar)'e Serbest Cumhuriyet   Fırkası'nı kurdurarak kız kardeşi Makbule Hanım (Boysan, Atadan),   çocukluk ve okul arkadaşı Nuri Bey (Conker)'leri de üye yaptırdı. Ancak   17 Kasım 1930'da rakibi istemeyen İsmet Paşa'nın baskısı ve İslâmcıların   aleti olma endişesinden dolayı partiyi fesh etti.

Bu demokrasi   denemesinin biraz önce, ordu'nun siyasete müdahale etmesinin demokrasiye   zarar verebileceğini düşünerek Askerî Ceza Kanunu (22 Mayıs 1930 tarih   ve 1632 Sayılı Kanun)'nu meclisten geçirdi. Bu kanunun 148. maddesine   Ordu mensubunun siyasi toplantılar ve gösterilere katılmasını siyasi   partiye üyesi olmasını, siyasi maksatlarla şifahi telkinatta   bulunmasını, siyasi makale yazmasını ve siyasi nutuk söylemesini   yasaklanan hükmü koydurdu.


Atatürk'ün son günleri ve ölümü
Daha   çok bilgi için: Atatürk'ün son günleri ve ölümü
Atatürk'ün sağlık   durumu 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı. Kendisine 1938 yılı   başlarında siroz teşhisi konuldu.Avrupa'dan doktorlar getirildi. Türk ve   yabancı doktorların tedavileri sonuç vermedi.Türkiye Cumhuriyeti'nin   kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Atatürk,10 Kasım 1938 perşembe sabahı saat   9,05'te İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayatını kaybetti. Cenazesi   büyük bir törenle Ankara'ya uğurlandı ve Atatürk 21 Kasım 1938 günü   Ankara'da yapılan büyük bir törenle Ankara Etnografya Müzesi'ndeki   geçici kabrine konuldu. Bundan onbeş yıl sonra da 10 Kasım 1953'te   kendisi için yaptırılan Anıtkabir'deki ebedi istirahatgahında toprağa   verildi.


Özel Hayatı

Mustafa Kemal Paşa ve Fikriye   HanımKitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi, uçuş   seyretmeyi ve yüzmeyi severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli   türkülerine ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan keyif alırdı.   Sakarya adlı atına ve köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir   kitaplık oluşturmuştu. Devlet adamlarının, sanatçıların, bilim   adamlarının, dostların davet edildiği, ülke sorunlarının da konuşulduğu   akşam yemekleri Çankaya Köşkü'nde sık rastlanan bir durumdu. Temiz ve   düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk   Orman Çiftliği'ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen   çalışmalara bizzat katılırdı. İleri derecede Fransızca ve az Almanca   biliyordu.

İzmir'de Yunanlıları bozguna uğrattıktan sonra İzmir'e   girerken Yunan komutanının Türk bayrağını çiğnemesine ithafen basması   için önüne serilen Yunan bayrağını yerden alması bilinen bir olaydır.


Aşklar   ve Evlilik

Mustafa Kemal ve eski eşi Latife HanımMakbule Atadan   ve Salih Bozok'a göre, küçük Mustafa 12 yaşındayken Binbaşı Rüknettin'in   8 yaşındaki kızı Müjgân'a âşık olmuştur. Makbule Atadan'a göre ikinci   aşkı Hatice olmuş ve Hatice'nin annesi müdahale ederek ilişkisini   kesmiştir. Ardından Selanik Askeri komutanı Şevki Paşa'nın 12 yaşındaki   kızı Emine (Emine Arık)'ye matematik dersini verirken âşık olmuştur.   Bunun dışında Selanik'teyken Rum asıllı tüccar Eftim Karinte'nin kızı   Eleni Kriyas'a âşık olduğu söylendiyse de kanıtlanmamıştır.

Milli   Mücadele döneminde Ankara İstasyon Binasında ve eski Çankaya köşkünde   Fikriye Hanım ile birlikte yaşıyordu.[23] Fikriye hanımı Almanya'ya   gönderdikten sonra 29 Ocak 1923'te İzmir'in sayılı zenginlerinden   Uşakizade Muammer Bey'in kızı Latife Hanım'la evlendi. 1924'de yapılan   Sonbahar Seyahati sırasında çift kavga etti ve Mustafa Kemal Paşa   Erzurum'dan İsmet Paşa'ya telgraf çekerek boşanacağını bildirdi. Ancak   az sonra yaverleri Salih Bey (Bozok) ve Kılıç Ali Bey'in aracılığıyla   boşanmasından vazgeçti.[24][25] Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek   sürdü.[26] 1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal veya sadece   Gazi unvanıyla anılan Mustafa Kemal'e Soyadı Kanunu ile birlikte TBMM   tarafından çıkarılan 24 Kasım 1934 tarihli ve 2587 sayılı kanun ile [27]   ile kendisine "Türklerin Atası" anlamına gelen Atatürk ismi   verilmiştir.



Çocukları

Atatürk ve manevi   çocuklarından Sabiha GökçenÇocuğu olmayan Atatürk, savaş yıllarından   başlayarak birçok çocuğun hamiliğini üstlenmiş, birçoğunu da evlat   edinmişti. Atatürk'ün manevi evlatları,

Abdurrahim Tuncak, Zühre,   Afife, İhsan, Ömer, Afet İnan (İsmail Hakkı Uzmay'ın kızı), Nebile   Hanım (1 Ocak 1929'da Viyana Büyükelçiliği Kâtibi Raşit Bey ile   evlendi), Rukiye Erkin (1935'te Hüsnü Erkin ile evlendi.), Zehra Aylin   (ya da Zehra Mehmet; Amasyalı Mehmet'in kızı, 1936'de Londra'dan ekspres   treniyle Paris'e giderken Amiens civarında trenden düşerek öldü),   Sığırtmaç Mustafa, Sabiha Gökçen, Ülkü Adatepe (Zübeyde Hanım'ın evlatı   Vasfiye Hanım ile Mehmet Tahsin Çukurluoğlu'nun kızı; Üsteğmen Fethi   Doğançay ile evlendi)'dir.

1916 yılında Bitlis Rus işgalinden   kurtarıldığı yıllarda 16 Kolordu Komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa   Kemal Paşa, savaşta bütün aile fertlerini kaybeden ve kimsesi kalmayan   Abdurrahim'i evlatlık edindi. Abdürrahim bakılması için İstanbul'a   annesi Zübeyde hanım ve kız kardeşi Makbule'nin yanına gönderildi.


Yapıtları
Tâbiye   Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
Takımın   Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1908)
Cumalı Ordugâhı -   Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
Tâbiye ve   Tatbikat Seyahati (1911)
Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri -   1912)
Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
Nutuk (1927)
Vatandaş   İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)
Geometri   (isimsiz yayımlandı) (1937)
Atatürk'ün ayrıca, 1915-1918 yılları   arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad'daki hatıralarını yazdığı   günlükleri de bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı'na Ait   Tarihçe, Türk Tarih Kurumu tarafından kitap olarak yayımlanmıştır.   1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal'in imza attığı, yazdığı,   söylediği kişisel notları dahil her şeyin toplandığı Atatürk'ün Bütün   Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından   hazırlanmaktadır.





Atatürk'ün Türk tanımı
Afet   İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard'ın,   kendisine doktora tezi olarak verdiği "Türk Milleti’nin Özellikleri"   konusunda Atatürk'ten yardım istedi. Atatürk; Afet İnan'ın önce kendi   görüşlerini yazmasını ve fikirlerini daha sonra belirteceğini söyledi.   Afet İnan'ın uzun çalışmasına karşılık, Atatürk kurşun kalemle, iki   küçük not kâğıdı üzerine kendi tanımını yaptı.[28]

“ Bu memleket,   dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin   yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en   aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı;   beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın   şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi   oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu   oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu.   Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan   güneştir.     
METİN GÖRGÜLÜ
1969  İZMİR

YELKİ KÖYÜ AVCILAR VE ATICILAR DERNEĞİ
                                1958

Avcılık Av Köpekleri Av Avcı

Ynt: BÜYÜK TÜRK ATATÜRK.
« Yanıtla #1 : 20 Ağustos 2010, 10:21:19 »
puma av

 

Bu sayfa 0.135 saniyede 22 sorgu ile oluşturulmuştur